Şirket Müdürünün İşlemleri | Ticari İşlem Yasağı

company

T.C.

YARGITAY

Onbirinci Hukuk Dairesi

E.2012/7791

K.2014/427

T.10.01.2014

  • MENFÎ TESPİT VE İSTİRDAT DAVASI
  • ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN İŞLEMLERİ
  • GARANTİ SÖZLEŞMESİ/ŞİRKET ADINA KEFALET
  • YÖNETİM KURULU ÜYESİNİN ÖZEN BORCU
  • YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN TİCARİ İŞLEM YASAĞI

 

 

Özet: Bir ticari işlemin her iki tarafında da aynı yönetim kurulu üyesinin bulunması durumunda anonim ortaklığın çıkar­larının zarara uğrama olanağı yüksek olacağından TTK’nın 334. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyesinin şirketle kendi veya başkası adına işlem yapmasının yasaklandığı, yine kendi kişisel borcu için ortaklık adına kefalet sözleşmesi imzalayan bir yöne­tim kurulu üyesinin, bunun ortaklığın zararına kendi çıkarına ol­duğunu bilmemesi mümkün olmadığından TTK’nın 320. madde­sinde yer verilen özen borcunu ihlal ettiği gerekçesiyle ortaklığa karşı sorumlu olacağı, üçüncü kişinin de üye ile birlikte hareket etmesi halinde, iyiniyet iddiasında bulunamayacağı ve üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığı durumlarda hukuk düzeni tarafından korunmaya değer bir çıkarı olmayacağı için, yapılan teminat söz­leşmesinden doğan haklarını talep edemeyeceği gözetilmelidir.

Taraflar arasında görülen davada Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.03.2012 tarih ve 2010/563-2012/137 sayılı kararın duruşmalı ola­rak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10.01.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı asil Kürşat K. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı tarafından 26.11.2008 tarihinde Antalya 7. İcra Müdürlüğü’nün 2008/24480 E. sayılı dosyasında müvekkili ile dava dışı şirket ortağı Hüseyin R. hakkında ilamsız takip başlatıldığını, davalı tarafından ta­kibin dayanağının davalı ile dava dışı ortak Hüseyin R. arasında 09.03.2007 tarihinde gerçekleştirilen hisse devri olarak gösterildiğini, davalının iddiasına göre de bu devrin gerçek bir devir olmayıp şirketin yüksek miktarlı kredi kul­lanması aşamasında pürüzleri ortadan kaldırmak için yapılan inançlı bir devir olduğunu, kredi işlemlerinin sonuçlanmasından sonra devralan Hüseyin R.nin söz konusu hisseleri davalıya devretmeyi taahhüt ettiğini, bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde hisse devir bedelinin davacı şirket ile Hüseyin R. tara­fından müştereken müteselsilen ödeneceğine dair 09.03.2007 tarihli protokol düzenlendiği iddiasının gerçek olmadığını, müvekkilinin söz konusu icra takibin­den Antalya SGK İl Müdürlüğü’nden olan alacaklarının haczedilip haciz ihbarna­mesinin tebliği ile 18.10.2010 tarihinde haberdar olduklarını, müvekkili şirketin ve diğer ortakların haberi olmadan davalı ile dava dışı Hüseyin R. arasında gerçekleştirilen borçlandım işlemin müvekkili açısından bağlayıcı olmayacağı­nı, dava dışı şirket müdürü Hüseyin R.nin TTK’nın 443/2. maddesi uyarınca böyle bir borçlandırıcı işlem için yetkisi bulunmadığını, söz konusu icra takibinin 26.11.2008 tarihinde yapılması üzerine Hüseyin R. aynı gün icra dairesine giderek ödeme emirlerini tebliğ alıp aynı gün borcu kabul etmesinin davalı ile iş birliği içinde olduklarının göstergesi olduğunu, ayrıca icra dosyasında dava dışı Hüseyin R.ye yönelik hiçbir işlem yapılmamasının muvazaanın göster­gesi olduğunu ileri sürerek, icra dosyasına yatan ve yatacak paranın davalıya ödenmemesini, müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığının tespitini ve %40 tazminatın ödenmesini talep etmiş, ıslahla 09.03.2007 tarihli adi yazılı sözleş­menin garanti sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, TTK’nın 542. maddesi yollamasıyla 321. maddesi uyarınca ve ana sözleşmeye göre dava dışı Hüseyin R.’nin şirketin amaç ve konusu ile ilgili olmayan bu sözleşmeyi imzalama yetkisi bulunmadığını, şirket müdürüne ortaklar kurul kararı ile de garanti söz­leşmesi imzalama yetkisi verilmediğinden söz konusu sözleşmenin şirketi ilzam etmeyeceğini ileri sürerek, hisse devri ve garanti sözleşmesi olarak nitelenen adi yazılı belgeden kaynaklanan borcun bulunmadığının tespiti ile bu kapsamda tahsil edilen paranın istirdadı ve takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacı şirketin yetkilisinin icra dosyasındaki kabul beya­nından sonra menfi tespit davası açılamayacağını, dava dışı Hüseyin Ruhi’nin münferit imza yetkisine sahip bulunduğunu, garanti sözleşmesinin geçerli bir sözleşme olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, hisse devir sözleşmesinin ve takip dayanağı protokolün düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, takip dosyasında ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihte ve takip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin R.’nin şirketi tem­sile yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu kabul beyanının şirketi bağlayıcı olduğu, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan menfî tespit davasında ileri süremeyeceği, şirket müdürünün şirkete za­rar vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği, icra dosyasında borçlu Hüseyin Ruhi’nin 26.11.2008 tarihinde hem borçlu sıfatıyla ve hem de borçlu şirketin temsilcisi sıfatıyla borcu kabul beyanından sonra açılan işbu menfi tespit davasının dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, icra dosyasına gelen paranın dava tarihinden önce davacıya ödendiği, kalan alacakla ilgili paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiş ise de teminat yatırılmadığından ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı bu nedenle davalı alacaklının bir zararının gerçekleşmediği anlaşılmakla davalının tazminat isteminin de reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, dava dışı şirket müdürü ile davalı arasında imzalanan adi yazı­lı “Protokol-Garanti Sözleşmesi” başlıklı belgede davacı şirketin garanti eden olarak gösterilmesinden dolayı borçlu olmadığının tespiti, anılan belgeye dayalı olarak başlatılan icra dosyasına ödenmek zorunda kalınan paranın istirdadı ve takibin iptali istemine ilişkindir. Davalı Kürşat Kutlay Antalya 7. Noterliği’nin 09.03.2008 tarih, 6779 yevmiye nolu hisse devir sözleşmesi ile davacı şirket­teki 690 hissesini 345.000 TL bedelle dava dışı şirket müdürü Hüseyin R. Ö.’a devretmiş, bu devir ortaklar kurulunun 08.03.2007 tarihli kararı ile kabul edilerek ticaret siciline de tescil edilmiştir. Ancak davalı, bu hisse devrinin gerçek bir devir olmayıp ortada inançlı bir işlem olduğunu savunarak, dava dışı şirket müdürü Hüseyin Ruhi ile aralarında imzalanan 09.03.2007 tarihli protokol “garanti sözleşmesi” başlıklı belgede hisse devralan olarak dava dışı şirket müdürü Hüseyin Ruhi’nin göründüğünü, garanti eden olarak davacı şirketin göründüğünü ve Hüseyin R.nin hem devralan hem şirketi temsilen protokolü imzaladığını, şirketin de bu belgeden haberdar olduğunu belirtmiştir. Mahkeme­ce, dava konusu hisse devir sözleşmesinin ve icra takibinin dayanağı protokolün düzenlendiği 09.03.2007 tarihinde, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihte ve ta­kip konusu borcun icra dairesinde kabul edildiği 26.11.2008 tarihinde Hüseyin Ruhi’nin şirketi temsile yetkili müdür olduğu, davacı şirket adına temsilcisinin borcu kabul beyanının şirketi bağlayacağı, davacı şirketin bu iddialarını 3. kişi olan davalıya karşı açılan menfî tespit davasında ileri süremeyeceği, şirket mü­dürünün şirkete zarar vermesi nedeni ile açılmış veya açılacak bir davada ileri sürülebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak TTK’nın 320. maddesinde anonim ortaklıklarda yönetim kurulu üyesinin özen borcu düzen­lenmiş bulunmaktadır. TTK’nın 334. maddesinde ise yönetim kurulu üyelerinin anonim ortaklıkla ticari işlem (muamele) yapma yasağına yer verilmiştir. Bu maddenin düzenlenme gerekçesi, yönetim kurulu üyesinin şirketle kendi adına veya başkası adına işlem yaparken kendi çıkarlarını ve temsil ettiği kişilerden birinin çıkarını diğerine feda etmesini engellemektir, işlemin her iki tarafında da aynı yönetim kurulu üyesinin bulunması durumunda ortaklığın çıkarlarının zarara uğrama olanağı yüksektir. Bu nedenle anılan madde yönetim kurulu üyesinin şirketle kendi veya başkası adına işlem yapılmasını yasaklamaktadır. Yönetim kurulu üyesinin kendi lehine ortaklık aleyhine üçüncü kişilerle sözleşme yapması da mümkündür. Örneğin, yönetim kurulu üyesinin kendi kişisel borcu için ortaklık adına üçüncü kişi ile kefalet sözleşmesi imzalaması böyledir. Kendi kişisel borcu için ortaklık adına kefalet sözleşmesi imzalayan bir yönetim kurulu üyesinin, bunun ortaklığın zararına kendi çıkarına olduğunu bilmemesi mümkün değildir. Bu sebeple TTK’nın 320. maddesi hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle ortaklığa karşı sorumlu olacaktır. Üçüncü kişinin de üye ile birlikte hareket et­miş olması durumunda, üçüncü kişi de iyiniyet iddiasında bulunamayacaktır. Üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığı hallerde hukuk düzeni tarafından korunmaya değer bir çıkarı olmayacağı için, yapılan teminat sözleşmesinden doğan hakları­nı talep edemeyecektir (Doç. Dr. Erol Ulusoy, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara 2005, syf. 228-230). Somut olayda da 09.03.2007 tarihli “Protokol-Garanti Sözleşmesi” başlıklı belgede şirket unvanı üzerinde garanti eden yazsa da bu belgenin ortaklık adına kefalet niteliğinde olduğu, dava dışı şirket müdürü Hüseyin R.nin söz konusu yasağı ihlal ettiği, bu durumu hem hisse devreden davalının hem hisse devralan dava dışı şirket müdürü Hüseyin R.nin bildiği, bilebilecek durumda olduğu, davacı şirketin muvafakati bulunduğunun da kanıtlanamadığı nazara alınarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğ­ru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları­nın kabulü ile kararın davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • 6762 s. TÜRK TİCARET KANUNU (1) (2) [Madde 320]
  • 6762 s. TÜRK TİCARET KANUNU (1) (2) [Madde 334]

Yorum yapın