Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı

İLHAN ŞENTUNA / TÜRKİYE DAVASI

71988/01

STRAZBURG

25 OCAK 2007

OLAYLAR:

1959 doğumlu olan başvuran İlhan Şentuna, Türk vatandaşı olup, Bursa’da ikamet etmektedir. Tarafların beyanlarına göre dava konusu olaylar şu şekilde özetlenebilir:

10 Eylül 2000 tarihinde, başvuran aracını sürerken başka bir araç kendisine çarpıp kaçmıştır.

Aynı gün başvuran, kaçmakla suçladığı bu sürücü hakkında şikayette bulunmuştur.

20 Eylül 2000 tarihinde, polis O.C ‘nin ifadesini almıştır. O.C ihtilaflı konuyla ilgisinin olmadığını zira arabasını ruhsat değişikliği yapılmadığından üzerine almayan bir üçüncü şahısa sattığını beyan etmiştir.

15 Aralık 2000 tarihli bir karar ile başvuranın davasının dosya üzerinden incelenmesinin ardından, Bursa Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranı tehlikeli araç kullanımından dolayı on gün hafif hapis cezasına ve 10.000.000 TL hafif para cezasına mahkum etmiştir. Ardından yerel mahkeme, hapis cezasınıpara cezasına çevirmiştir. Ayrıca dava masraflarının da başvuran tarafından ödenmesine karar verilmiştir.

10 Ocak 2001 tarihinde, başvuran bu kararın temyiz edilmesini istemiş ve duruşma talebinde bulunmuştur. Başvuran, trafik kazasının kurbanı olduğunu belirtmiştir. Başvuran, duruşmanın gerçekleşmemesinden dolayı davasının görülme olasılığının bulunmadığını ve savunmasını yapamayıp mahkemeye sunulan delil unsurlarına itiraz edemediğini ifade etmiştir.

2 Şubat 2001 tarihinde, Bursa Asliye Ceza Mahkemesi itiraz edilen bu kararı onamıştır.

Belirtilmeyen bir tarihte, Adalet Bakanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına 2 Şubat 2001 tarihli kararın yazılı emir ile bozulması için başvuruda bulunmuştur.

4 Haziran 2001 tarihinde, başsavcının yaptığı temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 2 Şubat 2001 tarihli kararı bozmuştur.

21 Eylül 2001 tarihinde, Bursa Asliye Ceza Mahkemesi 15 Aralık 2000 tarihli kararın bozulmasına ve zamanaşımı nedeniyle başvurana karşı yürütülen ceza davasının durdurulmasına karar vermiştir.

21 Ekim 2006 tarihinde başvuran, adli sicil kaydı olmadığına belgenin bir kopyasını AİHM’ye göndermiştir.

ŞİKAYETLER AİHS’nin 6 § § 1.2.3. maddelerine atıfta bulunarak, başvuran, kendisine yönelik suçlamalardan haberdar edilmemesinden şikayet etmektedir. Yerel mahkemelerin duruşma gerçekleştirmemelerinden dolayı, başvuran oturumlara katılma sonuç olarak kendini savunma hakkını kullanmaktan yoksun bırakılarak davasının hakkaniyete uygun olarak görülmediğini ileri sürmektedir. Başvuran savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıkların ve zamanın kendisine sağlanmadığını ve bir avukat tarafından temsil edilme olanağından mahrum bırakıldığını iddia etmektedir.

Başvuran 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, yargı masraflarını ve para cezasını ödemeye mahkum edilmesinden şikayetçi olmaktadır.

HUKUK AÇISINDAN

A. Altı Ay Kuralı

Hükümet, başvuranın altı ay kuralına riayet etmeden başvurusunu sunduğunu savunmaktadır. Hükümet, ulusal yargılama 21 Eylül 2001 tarihinde, Bursa Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararla sona ermesine rağmen başvuranın başvurusunu 23 Nisan 2001 tarihinde yaptığını savunmaktadır.

AİHM, yargılamanın ulusal mahkemeler huzurunda devam ettiği sırada başvuranın başvurusunu yaptığını tespit etmektedir. Buradan bu itirazın reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

B. Mağdur Sıfatı

Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 368. maddesindeki “sulh hakimi duruşma yapmaksızın” hükmünün kaldırıldığını, bu nedenle başvuranın mağdur sıfatının kalmadığını açıklamaktadır. Ayrıca başvuran hiçbir zaman para cezasını ödememiştir.

Başvuran bu itiraza karşı çıkmaktadır. Başvuran, iddiasını uygun delille desteklemese de para cezasını ödediği konusunda ısrar etmektedir.

AİHM, öncelikle Hükümet’in AİHS’nin gerekliliklerine cevap verecek şekilde Türk mevzuatının değiştirildiğine dair sunduğu bilgileri not etmektedir. Ancak AİHM, davaya ilişkin özel koşulları değerlendirmekle sınırlı olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla AİHM, sözkonusu dönemden sonra gelişmelerin meydana gelebileceği gerekçesiyle bir davanın başvuran için artık hiçbir geçerli hukuki menfaat sağlamayacağı sonucuna varmaya davet edilemez (bkz. mutatis mutandis, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, Sadak ve diğerleri-Türkiye (no:1), no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, mutatis mutandis, Lutz-Fransa (no:1), no: 48215/99 ve Kudla-Polonya, no: 30210/96).

AİHM, başvuranın adli sicil kaydının bulunmadığını tespit etmektedir. Başvuran para cezasını ödediğini kanıtlayamadığından, başvuranın sözkonusu para cezasını ödememiş olarak kabul edilmelidir. Sonuç itibariyle Bursa Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen ceza kararından doğabilecek bütün zararlar silinmiştir. Böylece davaya ilişkin olaylar ışığında ulusal makamlar, AİHS ihlalini kabul ederek zararı telafi etmişlerdir. Başvuran dava konusu mahkumiyet kararından hiçbir şekilde etkilenmediğinden dolayı, AİHS’nin 34. maddesi uyarınca başvurusunu devam ettirmek için bir çıkarının olduğunu ileri süremez (bkz. Aslı Güneş-Türkiye (karar), no: 53916/00, Tayfun Koç ve Musa Tambaş-Türkiye (karar), no: 46947/99 ve Kaplan-Türkiye (karar), no: 56566/00).

Buradan başvurunun AİHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

AİHS’nin 29§3 maddesinin uygulanmasına son vermek yerinde olacaktır.

Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle;

Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

Yorum yapın