Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı

 avukat

ZEKİ ŞİMŞEK – TÜRKİYE DAVASI

2409/06

Strazburg

15 ŞUBAT 2011

İKİNCİ DAİRE

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

İşbu karar Sözleşme ‘nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (2409/06) numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı Zeki Şimşek tarafından (başvuran) 14 Aralık 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan başvurudur.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1937 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.

Kadastro komisyonu tarafından 29 Ağustos 1958 tarihinde gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde Gölcük’te yerleşik 6.240 m2 lik alan tarım arazisi olarak vasıflandınlmış ve tapu sicilinde 456 parsel kayıt numarası ile başvuranın annesi Asiye Şimşek adına tescil edilmiştir.

Asiye Şimşek’in 1986 yılında vefat etmesinin ardından sözkonusu taşınmazın mülkiyeti başvurana geçmiş ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından 15 Ocak 1987 tarihinde başvurana tapusu tahsis edilmiştir.

Belirtilmeyen bir tarihte başvuran sözkonusu arazi üzerine ev inşa etmiştir.

1995 yılında Kadastro komisyonu taşınmazın bulunduğu bölgedeki ormanlık alanı sınırlayan çalışmalar başlatmış, bu çalışmalar sonucunda sözü edilen arazi 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/b maddesinin uygulama alanına girmiştir.

Başvuran 12 Nisan 1996 tarihinde Kadastro komisyonunun bu kararına karşı Gölcük Kadastro Mahkemesi’nde dava açmıştır.

22 Mart 2000 tarihinde Kadastro mahkemesi başvuranın bu talebini reddetmiş, mahkeme kararını özellikle 22 Nisan 1998 tarihli bilirkişi raporuna dayandırmıştır; buna göre ihtilaf konusu arazinin esasen ormanlık alan olduğu, 31 Aralık 1981 tarihinde orman alanı vasfını yitirmesi nedeniyle ormanlık alandan çıkanldığı ve Hazine adına kaydedildiği, dolayısıyla özel mülkiyet alanını oluşturamayacağı ifade edilmiştir.

Başvuran temyize gitmediğinden bu karar nihai hale gelmiştir.

Hazine 17 Şubat 2004 tarihinde başvuranın tapu senedinin iptal edilmesi ve taşınmazın hazine adına tescil edilmesi istemiyle dava açmıştır.

23 Kasım 2004 tarihinde Gölcük Asliye Hukuk Mahkemesi bu talebi yerinde bulmuş ve başvuranın tapusunun iptal ederek taşınmazın Hazine adına kaydedilmesine karar vermiştir.

Belirtilmeyen bir tarihte başvuran temyize başvurmuştur.

Yargıtay 7 Temmuz 2005 tarihinde başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.

HUKUK

I. AİHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran herhangi bir tazminat ödenmeksizin tapu senedinin iptal edilmesinin AÎHS’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinde öngörülen mülkiyet hakkına saygı ilkesine aykırı bir durumu teşkil ettiğini iddia etmektedir.

Hükümet kabuledilebilirlik ile ilgili olarak başvuranın 22 Mart 2000 tarihli karara karşı Yargıtay’da temyiz başvurusunda bulunmaması ölçüsünde iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümete göre AİHS’nin 35. maddesi uyarınca temyizin tüketilecek başvuru yolu sayılmadığı takdirde başvurunun iç hukuktaki nihai karar tarihi olan 22 Mart 2000 tarihinden itibaren altı ay içerisinde yapılması gerekmektedir. Hükümet ayrıca başvuranın Anayasa’ nın 125. maddesinde yer alan hükümler doğrultusunda, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi, Medeni Kanun’un 1007. ve 46. maddesi ve Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi gereğince tazminat davası açması gerektiğini savunmaktadır.

AİHM başvuranın ulusal mahkemeler tarafından tapu senedinin iptal edilmesinden şikayetçi olduğu saptamasını yapmaktadır. Bu bağlamda Hazine 17 Şubat 2004 tarihinde yargı sürecini başlatmış ve bu süreç 23 Kasım 2004’te başvuranın tapusunun iptal edilmesi ile sona ermiştir. Başvuran bu karara karşı temyize gitmiş ve temyiz başvurusu 7 Temmuz 2005 tarihinde reddedilmiştir. Başvuran iç hukuk yollarının tüketilmesi yönündeki esasları yerine getirmiş ve altı ay içinde 14 Aralık 2005 tarihinde AİHM’ye başvurmuştur.

Hükümet tarafından dile getirilen tazminat yolları ile ilgili olarak AİHM, daha önce de benzer şikayetlerin Köktepe-Türkiye no: 35785/03, 22 Temmuz 2008 ve Turgut vd. (sözü edilen) kararlarında reddedildiğini anımsatır. AİHM bu başvuruda daha önce benimsenen bu kararların dışına çıkılmasını gerektirecek istisnai hiçbir durumun yer almadığını belirtmektedir.

Bu durumda Hükümetin itirazları reddedilmektedir.

AİHS’nin 35. maddesinin 3 a) paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

Esasa ilişkin Ansay-Türkiye kararma (no: 49908/99, 2 Mart 2006) atıfta bulunan Hükümet başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru bir amacı güttüğünü ve çevrenin korunması meşru amacı ile orantılı bulunduğunu savunmaktadır.

AİHM daha önce de başvuranın sözünü ettiği benzer şikayetleri incelediğini ve taşınmazın Hazineye devredilmesi sırasında herhangi bir tazminatın ödenmemesi nedeniyle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını kaydetmektedir (Bkz. sözü edilen Turgut vd.-Türkiye; Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş.-Türkiye no: 45651/04, 10 Mart 2009; Rimer vd.-Türkiye no: 18257/04, 10 Mart 2009 ve Nuran Vural-Türkiye no: 16009/04, 10 Mart 2009). AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.

Bu nedenle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA

AİHS’nin 41. maddesine dayalı olarak başvuran arazinin ve üzerine inşa edilen evin değerine karşılık geldiğini ileri sürerek 100.000 TL (yaklaşık 50.000 Euro) maddi tazminat talep etmekte, bu yönde emlak büroları tarafından imzalanmış ve sözkonusu taşınmazın m2 değeri 17 TL, 19 TL ve 20 TL (sırasıyla yaklaşık 8,5 Euro, 9,5 Euro ve 10 Euro) olduğunu belirtir belgeleri sunmaktadır.

Başvuran buna karşın, manevi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için herhangi bir talepte bulunmamaktadır.

Hükümet bu miktarlara karşı çıkmakta ve AİHM’yi bunları reddetmeye çağırmaktadır.

Mahkemeye sunulan delil ve bilgiler ışığında, hakkaniyete uygun olarak AİHM başvurana maddi tazminat başlığı altında 35.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına itibar etmektedir.

AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 35.000 (otuz beş bin) Euro maddi tazminat ödenmesine;

b) yukarıda belirtilen sözkonusu sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;

4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine; KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 15 Şubat 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Yorum yapın