Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı

DEDEMAN / TÜRKİYE DAVASI

12248/03

STRAZBURG

16 ARALIK 2008

İKİNCİ DAİRE

İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12248/03) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Nazire Dedeman’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Mart 2003 tarihinde İnsan Haklarıve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi – AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

OLAYLAR

Başvuran, 1949 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.

I. DAVANIN KOŞULLARI

4 Mart 1997 tarihli bir iddianame ile savcılık basın yoluyla hakaretten başvuran hakkında ceza davası açmıştır.

3 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe giren ve yazılı veya sözlü basın yoluyla işlenen suçlara ilişkin karar ve cezaların ertelenmesini öngören 4454 sayılıyasanın hükümlerini göz önüne alarak, 18 Ekim 1999 tarihinde Küçükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi, üç yıl süreyle kararın hükme bağlanmasını ertelemiştir. Temyiz başvurusu bulunmadığından karar nihai hale gelmiştir.

29 Temmuz 2002 tarihinde, başvuranın avukatı, mahkemeden, 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı yasa uyarınca yargılamaya devam edilmesini ve müvekkilinin beraat etmesini talep etmiştir.

19 Aralık 2002 tarihinde, hakarete uğrayan tarafın şikayetini geri çekmesi üzerine mahkeme Türk Ceza Kanunu’nun 489. maddesi uyarınca davanın ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.

4 Şubat 2003 tarihinde, başvuran temyize başvurmuştur.

5 Temmuz 2005 tarihinde, Yargıtay, zamanaşımı nedeniyle başvuran hakkında yürütülen yargılamanın sonlandırılmasına karar vermiştir.

HUKUK

I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, yargılama süresinin AİHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen “makul süre” ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, ilk olarak, iç hukuk yolları tüketilmediğinden AİHM’ye başvurunun reddedilmesi çağrısında bulunmaktadır. Hükümet, başvuranın Yargıtay kararı ile nihai olarak 5 Temmuz 2005 tarihinde sonlanan yargılamanın sonucunu beklemeden başvurusunu AİHM’ye sunduğu kanaatindedir.

Başvuran, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM, Türk Hukuk düzeninin davalıve davacılara, yargılama süresi hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığını daha önce tespit etme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır (Tendik ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak başvuranın, şikayetini çözüme kavuşturacak nitelikte bir başvuru imkanına sahip olduğu ortaya konulmamıştır. Bu durumda, AİHM, Hükümet’in bu husustaki itirazını reddetmektedir

İkinci olarak ise Hükümet, Asliye Ceza Mahkemesinin başvuran hakkında mahkumiyet kararı vermemesinden dolayıbaşvuranın AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlali nedeniyle mağ dur olduğunu ileri süremeyeceğini savunmaktadır.

AİHM, başvuranın şikayetinin yargılamanın hakkaniyetine ilişkin olmayıp yargılama süresine ilişkin olduğunu böylece ilgilinin AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlali nedeniyle mağdur olduğunu ileri sürebileceğini tespit etmektedir. Sonuç olarak Hükümet’in sözkonusu itirazı reddedilmektedir.

Son olarak, Hükümet, AİHM’ye, başvurunun, iddianame tarihi olan 4 Mart 1997 tarihi ile Asliye Ceza Mahkemesi’nin davanın teciline karar verdiği tarih olan 18 Ekim 1999 tarihi arasındaki dönemi kapsayan kısmının altı ay kuralına riayet edilmemesi nedeniyle kabul edilemez ilan edilmesi çağrısında bulunmaktadır.

Başvuran, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır. Başvuran, 18 Ekim 1999 tarihli kararı ile mahkemenin davayı sonlandırmadığın ı, 4454 sayılı yasa uyarınca davanın askıya alınmasına karar verdiğini ileri sürmektedir.

AİHM, 4454 sayılı yasa uyarınca davanın ertelenmesi kararının alınmasının ardından bir kişi hakkında yürütülen yargılamanın teoride tekrar başlama olasılığı bulunmakla birlikte, makul ve objektif bir açıdan bakıldığında, bu olasılığın, sözkonusu dönemden sonraki dönem için başvuranı özü bakımından etkilemeye devam ettiği ve tecil kararları ile yargılamanın sona ermediği sonucuna ulaşmak için yine de yeterli olmadığını hatırlatmaktadır (Tayfun Koç ve Musa Tambaş-Türkiye, başvuru no: 46947/99, 24 Şubat 2005).

Mevcut davada, 18 Ekim 1999 tarihli tecil kararı, başvuran hakkındaki yargılamaların sonu ve davanın kapanması olarak kabul edilebilir. Sonuç olarak, yargılamanın sözkonusu dönemi ile ilgili olarak, altı ay süresi 18 Ekim 1999 tarihinden itibaren işlemeye başlamıştır. Başvurunun 25 Mart 2003 tarihinde sunulması muvacehesinde AİHM, AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına uygun olarak başvurunun bu kısmını kabuledilemez ilan etmektedir.

Başvurunun geri kalan kısmı ile ilgili olarak AİHM, hiçbir kabuledilemezlik unsuru tespit etmediğini dolayısıyla başvurunun kabuledilebilir nitelikte olduğu belirtmektedir.

B. Esas

1. Dikkate alınacak döneme ilişkin

Yukarıda ulaşı lan sonuç göz önüne alındığında sözkonusu yargılamada dikkate alınacak dönem başvuranın ertelenen yargılamasının görülmeye başlamasını talep ettiği tarih olan 29

Temmuz 2002 tarihinde başlayıp 5 Temmuz 2005’de Yargıtay kararı ile sona ermiştir. Dolayısıyla, sözkonusu yargılama iki dereceli mahkemede yaklaşık 3 yıl sürmüştür.

2. Yargılama süresinin makul yapısına ilişkin

AİHM, dava süresinin makul yapısını, dava koşullarında ve özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve yetkili mercilerin tutumları olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterleri dikkate alarak değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).

Mevcut davada iki dereceli yargıda üç yıllık yargılama süresi aslında uzun görünmemektedir. Ancak, AİHM, yargılamanın iki yıl beş ay boyunca Yargıtay’da beklediğini tespit etmiştir.

Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AİHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için Hükümet’in hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak AİHM, mevcut davada ihtilaflı yargı süresinin çok uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediği kanaatindedir.

Bu durumda AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran maruz kaldığı manevi zarar için 1.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet, sözkonusu miktara itiraz etmektedir.

AİHM, yargılamanın uzamasının, başvuranı, tazminat ödemeyi haklı kılan bir manevi zarara uğrattığı kanaatindedir. A İHM, talep edilen miktarın makul olduğuna kanaat getirmiş ve ödenmesine hükmetmiştir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 5,20 YTL (yaklaşık 3 Euro talep etmektedir) ve belge olarak iki fatura sunmaktadır.

Hükümet, sözkonusu talebe karşı çıkmaktadır.

AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, talep edilen miktarın ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artı ş eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun, 29 Temmuz 2002 tarihi ile 5 Temmuz 2005 tarihi arasındaki dönemi kapsayan şikayete ilişkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;

2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine; (i) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 (bin Euro) manevi tazminat; (ii) her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 3 Euro (üç) Euro;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılması na kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 16 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

Yorum yapın