Evlat Edinme | Anne – Babanın Rızası

Evlat Edinme | Anne – Babanın Rızası

avukat avukat

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E.2011/2-431 K.2011/553 T.21.09.2011

 

     Taraflar arasındaki ‘‘evlat edinme’’ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2. Aile Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 21.04.2009 gün ve 2006/630 E. 2009/328 K. Sayılı kararın incelenmesi davalı vekilince istenmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 01.03.2010 gün ve tarih 2009/12895 – 2010/3777 sayılı ilamı ile;

     (‘‘… Toplanan delillerden davalı annenin 20.12.2003 tarihinde evlilik dışı ilişkisinden dünyaya getirdiği küçük G.’i ailesi ve çevresinden gelebilecek tepkiler dolayısıyla 22.12.2003 tarihinde çanta içerisinde bir apartmanın merdiven boşluğuna bıraktığı, polisi arayarak çocuğun alınmasını sağladığı kısa süre sonra ise pişmanlık duyarak çocuğu teslim almak için girişimlerde bulunduğu, bu bağlamda 21.01.2004 tarihinde anneliğin tespiti için dava açtığı ve aynı zamanda çocuğun kendisine teslimini istediği, İstanbul 2. Aile Mahkemesi’nin 2004/82-2006/262 esas ve karar sayılı dosyası ile davalının küçük G.’nin annesi olduğunun tespitine karar verdiği anlaşılmaktadır. Davalının benzer şekilde, İstanbul 3. Çocuk Mahkemesine 2006/37 D.İş dosyası ile de çocuk hakkındaki koruma kararının kaldırılmasını istediği anlaşılmıştır. Davalının küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmediği söylenemez. Evlat edinmede asıl olan anne – babanın rızasının aranmasıdır. (TM.md.309/1) Küçüğün evlat edinilmesinde davalı annenin rızası bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanun’unun 311. madde koşulları da oluşmamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…)

      Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

     TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

     HUKUK GENEL KURULU KARARI 

     Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü;

    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere somut olayın özelliğine ve dosya kapsamına göre, TMK.nın 311/2. maddesindeki koşulların oluşmadığı, davalı annenin çocuğuna karşı özen yükümlülüğünü yerine getirdiği, TMK.nın 309/1 maddesinde belirtildiği gibi, davalı annenin küçüğün evlat edinilmesine de rızasının bulunmadığı anlaşılmakla Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki ararda direnilmesi ,,,,,,,,,,,yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 SONUÇ 

     Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 21.09.2011 gününde ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.

     KARŞI OY GEREKÇESİ 

     Dava, TMK.m.306.ya dayanılarak evlat edinmesine ilişkindir.

     Davacılar, bebeğin 13.01.2004 tarihinde Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile aralarında imzalanan Evlat Edinme Öncesi Geçici Bakım Sözleşmesi doğrultusunda koruma altına alınmıştır. Yasal süre dolduğunu küçüğün annesinin çocuğu sokağa terk etmiş olduğunu TMK.m.311’e göre annesinin özen hükümlülüğüne uymadığından söz ederek anne-baba rızası olmadan evlat edinme sisteminde bulunmuştur.

      Mahkemece istek kabul edilmiş, davalı tarafın temyizi üzerine Yüksek Dairece davanın annesinin rızası olmayışı nedeniyle davanın reddine hükmolunmuştur.

      Hukuk Genel Kurulu’nca Dair Kararı oyçokluğu ile benimsenmiştir.

      Uyuşmazlık, davalı annenin, küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince getirip-getirmediği davalının küçüğün evlat edinmede rızasının aranmasına gerek olup-olmadığı noktasında toplanmaktadır.

      Davalı anne bebek terki nedeniyle mahkum olmuştur. (Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2004/87 E, 2004/366 K.)

     Evlat edinme değerlendirme raporu (28.05.2008) Pedogog-Psikolog-Sosyal Hizmet Uzmanı tarafından düzenlenmiştir. Söz konusu raporda, küçüğün davacılar yanında olumlu bir şekilde gelişim geçireceği ifade edilmiştir.

      12.04.2007 tarihli pedogog raporunda çocuğun mevcut durumunun değişmesinin çocukta onarılmaz travma yaratma tehlikesinin bulunduğu vurgulanmıştır. (Karşı oy yazısında belirtilmiş.)

      Somut olayı çözecek normlar TMK’nın 309, 311 ve 316. maddeleridir. Evlat edinmede bir taraftan küçüğün anne babasının rızasını gerektirmekte (m.309/F.1), m.311/f-2 de de küçüğe karşı özen yükümlülüğü yeterince yerine getirilmiyor ise anne ve babadan birinin rızası aranmamakta olduğu vurgulanmıştır. O halde somut olayda hangi norma üstünlük tanınacaktır.

     Davalı annenin bebeği terkten ceza mahkemesinde mahkum olması tek başına özen yükümlüğünü yerine getirmemede karine gücünde bir kanıt oluşturur. Doğan çocuğu yetiştirmede özen ile başlangıçta özen yükümüne uymama farkı oluşturmaz. Aksine başlangıçta bu daha ağır kusur oluşturur. Bebek evlilik dışıdır. Sosyal baskıların bebeği terk etmede önemli bir unsur olduğu bir gerçektir. Bu tür oluşmasında ve günümüz Türkiyesinde tartışılmasında toplumun başka aydınlar olmak üzere herkesin ortak sorumluluğu bulunmaktadır. Baskıya teslim olandan çok toplumun baskısına karşı koyan düşünceye üstünlük tanımak gerekir. Kısa bir zaman önce basında yansıyan bir haberde kendisini okula göndermeyen babasını ihbar eden çocuğu düşünelim. Gerçekte bu çocuk bir çocuk kahramanıdır. Cesurca babasını karşısına almıştır. Baba baskısına direnmiştir. Artık bu tür davranışları alkışlamak gerekir.

      Somut olaya çocuk açısından bakıldığında söz sahibi olacak kurum veya kişi pedogogudur. Pedogog çocuğun travma geçireceğinden söz etmektedir.

      Davanın red olunması ile bir anlamda çocuğun travma geçirmesine yargının onay vermesi sonucu doğurmaktadır.

     Bu anlamda bu sonuç uyuşmazlığın temel sujesi olan çocuğun geleceğini belirsiz hale getirir.

      Emekle oluşan annelik biyolojik annelikten daha üstündür.

     Yukarıda sayılan gerekçelerle Hukuk Genel Kurulu’nun değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Benzer Yazılar:

Yorum yapın