HUKUK ve DANIŞMANLIK
0 216 348 86 01

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/4-410

K. 2011/511

T. 13.7.2011

• DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI ( Otobüs İle Desteğin İçinde Bulunduğu Ambulansın Çarpışması Nedeniyle – Aracını Sigorta Ettirmiş Olan Davalının Davacının Atiye Terk Beyanı Hakkında Beyanda Bulunmamasının Hayatın Olağan Akışına Uygun Olduğu )

• DÜRÜST DAVRANMA İLKESİ ( Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Talebi/Davalının Sigortacısının Davacının Zararının Tamamını Karşıladığı – Davacının Atiye Terk Beyanını Kabul Etmediğinden Davalı Taraf Aleyhine Sonuç Çıkarılamayacağı/Davalının Yalnızca Faizden Sorumlu Olacağı )

• HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRILIK ( Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Talebi – Davalının Sigortacısının Davacının Zararının Tamamını Karşıladığı/Davalının Davacının Atiye Terk Beyanı Hakkında Beyanda Bulunmamasının Hayatın Olağan Akışına Uygun Olduğu )

• DAVAYI ATİYE BIRAKMA ( Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Talebi/Davalının Sigortacısının Davacının Zararının Tamamını Karşıladığı – Davalının Davacının Atiye Terk Beyanı Hakkında Beyanda Bulunmamasının Hayatın Olağan Akışına Uygun Olduğu/Davalının Yalnızca Faizden Sorumlu Olacağı )

• FAİZ İSTEMİ ( Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Talebi/Davalının Sigortacısının Davacının Zararının Tamamını Karşıladığı – Davalının Davacının Atiye Terk Beyanı Hakkında Beyanda Bulunmamasının Hayatın Olağan Akışına Uygun Olduğu/Davalının Yalnızca Faizden Sorumlu Olacağı )

818/m. 45

4721/m.2

ÖZET : Davacılar vekili, davalı şirketin kayıt maliki, diğer davalının sürücüsü olduğu otobüs ile desteğin içinde bulunduğu ambulansın çarpışması sonucu desteğin hayatını kaybettiğini iddia ederek destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan tahsilini istemiştir. Uyuşmazlık davacıların Asliye Hukuk Mahkemesindeki beyanları ve dosya kapsamı dikkate alındığında davalıların belirlenen destekten yoksun kalma tazminatının tamamından mı, yoksa faiz alacağından mı sorumlu olduğu noktasında toplanmaktadır. Hak sahibi hakkını kullanırken veya bir borçlu borcunu yerine getirirken dürüst davranma ilkesine uygun hareket etmek durumundadır. Davalı şirket vekilinin, davacının atiye terk beyanını kabul etmeyerek davanın esası hakkında karar verilmesini sağlama olanağının bulunduğu savunulabilir ise de, aracını sigorta ettirmiş olan davalının, meydana gelen zararın sigorta poliçesi kapsamında gidermiş olmasını dikkate alınarak, davacının atiye terk beyanı hakkında olumlu veya olumsuz bir beyanda bulunmaması hayatın olağan akışına uygun kabul edilmelidir.

Davalının sigortacısı davacının zararının tamamını karşılamıştır. Artık bu durumda, salt atiye terk beyanını kabul etmemesinden davalı taraf aleyhine bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Bu nedenle davacıların eldeki davayı açmalarında tazminat hukuku anlamında bir engel yok ise de bu hakkın kullanılmasında dürüst davranılmaması ve sonucunda da hakkın kötüye kullanımı söz konusu olup; Özel Dairece belirtildiği şekilde davalının sadece faiz istemi ile sorumlu tutulması gerekir.

DAVA : Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davalı şirketin kayıt maliki, diğer davalının sürücüsü olduğu otobüs ile desteğin içinde bulunduğu ambulansın çarpışması sonucu desteğin hayatını kaybettiğini iddia ederek destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan tahsilini istemiştir.

Davalılar, davacıların A… O… S… Şirketinden bilirkişi raporunda belirtilenden fazla para aldıklarını, alınan bu paranın faiz istemlerini karşıladığını, davacıların maddi tazminat taleplerinden vazgeçtiklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece bilirkişi raporu dikkate alınarak istemin kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılardan B. Ş. vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda belirtilen gerekçe ile mahkeme kararı bozulmuştur.

Mahkemece önceki gerekçeler ile direnilmiş; davalı vekili hükmü temyiz etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: davacıların Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesindeki beyanları ve dosya kapsamı dikkate alındığında davalıların belirlenen destekten yoksun kalma tazminatının tamamından mı, yoksa faiz alacağından mı sorumlu olduğu noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak öncelikle; Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan destekten yoksun kalma davasının eldeki davaya etkili yönlerinin açıklanmasında fayda bulunmaktadır:

Davacılar, desteklerinin dava konusu trafik kazasında vefat etmesi üzerine Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/893 esas sırasında destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemi ile kayıt maliki B. Ş., sürücü T. B., sigorta şirketi ve desteğin içinde bulunduğu ambulansın kayıt maliki Sağlık Bakanlığı ile ambulans şoförü aleyhine tazminat davası açmışlardır.

Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapılan yargılama sırasında destekten yoksun kalınan miktarın belirlenmesi için bilirkişi raporu alınmış, davacılar vekili bilirkişi raporunun ibraz edildiği 18.3.2004 tarihli celsede mahkeme huzurunda “…A… O… S… AŞ’den bilirkişinin belirlediği rakamdan bir miktar fazla para aldık. A… … AŞ hakkındaki davayı takip etmiyoruz. Davalı B… T… AŞ ve T. B. hakkındaki davamızı da maddi tazminat açısından takip etmiyoruz; ancak kaza tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için B… T… AŞ ve T. B.’den faiz isteğimiz devam etmektedir” şeklinde imzalı beyanda bulunmuştur.

Takip eden celsede ise davacılar vekili ıslah dilekçesi vermiş; maddi tazminat yönünden davayı ıslah ettiklerini beyanla, baba için 12449 TL anne için ise 14192 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiş; dilekçesinin netice kısmında ise “yukarıda açıklandığı üzere maddi tazminat yönünden ıslah talebimizin kabulü ile baba C. için 12449 TL’ sı anne S. için 14192 TL’ sına yükseltilmesine, bu miktar davalı sigorta şirketi tarafından 27.2.2004 tarihinde ödendiğinden biz şimdilik bilirkişi raporunda belirtilen miktar üzerinden hadisenin oluş tarihi 07.06.2002 gününden ödeme tarihi olan 27.02.2004 tarihleri arasındaki kanuni faizin davalılardan tahsilini istiyoruz” ibarelerine yer vermiştir.

Aynı Mahkeme huzurunda 13.3.2007 tarihli celsede davacılar vekili “tüm davalılar açısından maddi tazminat talebimizi atiye terk ediyoruz; ancak zamanaşımı süresi içerisinde dava açma hakkımızı saklı tutuyoruz. Sağlık Bakanlığı ve İ. G. ile ilgili manevi tazminat isteğimizi atiye bırakıyoruz, diğer davalılar T. B. ve B. Ş.’nden manevi tazminat talebimize devam ediyoruz” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Mahkemece; tüm davalılar açısından maddi tazminat isteği atiye bırakıldığından maddi tazminat davasının açılmamış sayılmasına; davalılardan Sağlık Bakanlığı ve İ. G. aleyhine açılan manevi tazminat isteği de atiye bırakıldığından manevi tazminat davasının da bu davalılar açısından açılmamış sayılmasına; davacı tarafın diğer davalılar hakkındaki manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş; kararın davacılar vekili tarafından sadece manevi tazminat yönünden temyizi üzerine Yargıtay 4.Hukuk Dairesince, davacılar yararına hükmolunan manevi tazminat miktarı arttırılmak suretiyle karar düzeltilerek onanmıştır.

Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde alınan 08.3.2004 tarihli bilirkişi raporunda destekten yoksun kalınan tazminat miktarı anne için 12167 TL, baba için 12167 TL belirlenmiş; davacılar rapora açıkça itiraz etmemişler ve 26.2.2004 tarihinde davalı B. Ş.’ne ait aracın sigortacısı olan şirketten davacı anne için 14192 TL davacı baba için 12449 TL tazminat almışlardır.

Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında; bazı üyelerce, davacılar vekilinin Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki beyanının, feragat niteliğinde olmadığı, feragat beyanın açık olması gerektiği, davacıların atiye terk beyanına karşılık davalılar vekilinin bu beyanı kabul etmeyerek, kararı maddi ve şekli anlamda kesin hüküm haline getirme hakkının bulunduğu, ancak davalı vekilinin bu hakkını kullanmadığına göre davasını atiye terk etmiş davacının her zaman yeniden dava açabileceği, bu nedenle de eldeki davayı açmasında hukuki engel bulunmadığı ileri sürülerek direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu savunulmuşsa da çoğunlukça bu görüşe itibar edilmemiştir.

Bu azınlık görüşü karşısında çoğunlukça; “davacının atiye terk ettiği davayı her zaman yeniden açabileceğinin doğru olduğu, davayı açmasına da bir engel bulunmadığı, ancak 2002 yılında açılmış bir davada alınan bilirkişi raporunda tespit edilen miktara itiraz etmeyen ve zarar miktarının fazlasını aldığını açıkça kabul eden davacı tarafın, 2008 yılında tekrar destekten yoksun kalma tazminatı istemesinin TMK’nun 2.maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması olduğu ” görüşü kabul edilmiştir.

Buna göre; davacıların haklarından feragat etmesi gibi bir durum somut olay yönünden bulunmamakla, zararın tamamı karşılanmadığı sürece, kalan bölümünü her zaman dava konusu yapılabilirse de tazminat hukukunun amacı dikkate alındığında davacıların haklarını kötüye kullanıp kullanmadıklarının da ayrıca, değerlendirilmesi gerekir.

Hemen belirtmelidir ki, hakkın kötüye kullanımı kurumu hukukun şekilciliğinden doğan sertliği gidermek maksadıyla ortaya çıkmıştır. Zira teknik gerçekler dolayısıyla belli kalıplara sokulmuş olan hukuk kuralları tarafından kişilere tanınan yetkilerin olduğu gibi kullanılması, diğer kişiler ve toplumlar için çoğu kez katlanılması güç olan sonuçlar doğurabilecektir. İşte bu noktada TMK’nun 2/II .maddesi önem taşımakta olup, bu hüküm hukukta ortaya çıkabilecek bu gibi gerçek olmayan kanun boşluklarının giderilmesi amacını gütmektedir.

Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nun 2/I hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Medeni Kanununa göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil; hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır.

Hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, “dürüstlük kurallarına aykırı davranılıp davranılmadığı” ile ilgili olduğuna göre dürüstlük kuralının da burada kısaca açıklanması uygun olacaktır:

Medeni Kanunun 3. maddesinde düzenlenen iyiniyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu halde, Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur.

Dürüst davranma “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuskar, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır.

O halde bir hak sahibi hakkını kullanırken veya bir borçlu borcunu yerine getirirken yukarıda belirtilen ilkelere uygun hareket etmek durumundadır; aksi halde, haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılabilecektir.

Somut olayda, davalı B. Ş.nin maliki olduğu, diğer davalı şirkete sigortalı aracın karıştığı kazada davacıların desteği ölmüştür. Ankara 6. Asliye Hukuk mahkemesinde görülen dava sırasında belirlenen destekten yoksun kalma tazminat miktarı sigorta poliçesi kapsamını aşmamış, davacılar mahkemece belirlenen bu miktara itiraz etmedikleri gibi davalı sigorta şirketinin ödemesini kabul etmiştir. Davacılar rapor tarihi itibariyle belirlenen destekten yoksun kalma tazminatı miktarını alarak zararını karşılamış;bu yolla davalı B. Ş. adına da, poliçe kapsamı miktarı ile sigorta koruması altındaki ödeme yapılmıştır.

Her ne kadar davalı şirket vekilinin, davacının atiye terk beyanını kabul etmeyerek davanın esası hakkında karar verilmesini sağlama olanağının bulunduğu savunulabilir ise de, aracını sigorta ettirmiş olan davalının, meydana gelen zararın sigorta poliçesi kapsamında gidermiş olmasını dikkate alınarak, davacının atiye terk beyanı hakkında olumlu veya olumsuz bir beyanda bulunmaması hayatın olağan akışına uygun kabul edilmelidir.

Bir başka deyişle davalının sigortacısı davacının zararının tamamını karşılamıştır. Artık bu durumda, salt atiye terk beyanını kabul etmemesinden davalı taraf aleyhine bir sonuç çıkarmak mümkün değildir.

Bu nedenle davacıların eldeki davayı açmalarında tazminat hukuku anlamında bir engel yok ise de bu hakkın kullanılmasında dürüst davranılmaması ve sonucunda da hakkın kötüye kullanımı söz konusu olup; Özel Dairece belirtildiği şekilde davalının sadece faiz istemi ile sorumlu tutulması gerekirken mevcut şekilde karar verilmesi doğru değildir.

O halde, yukarıda açıklanan bu değişik gerekçelerle usul ve yasaya bulunan direnme kararının bozulması gerekir.

SONUÇ : Davalı Bektaşlar Şirketi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, yukarıda gösterilen değişik gerekçe ile H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.07.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 



Bu konuyu cevapla:

* İsim, E-posta ve Yorum doldurulmalıdır.

Makale Arama



Hukuki Başlıklar